Bilhassa son 10 yılda, kapitalist sistemin ve küresel güç dengesinin etkisiyle ülkemizdeki toplumsal düzen derinden sarsılırken, değerlerimizde sessizce aşındırılıyor!
Bugün geldiğimiz nokta; Bu ülke, son 50-60 yılda böylesine olumsuzlukları yaşamamıştır!
Kapitalizmi ve dış güçleri gerekçe göstererek sorunların çözümünde yetersiz kaldığımız açıkça görülmektedir.
Oysa bu ülke, nice sıkıntı ve tehlikeyi kısa sürede aşmış bir ülkedir!
Esas mesele; bu süreci nasıl yönettiğimizi, toplum olarak sorgulama zamanının gelmiş, hatta çoktan geçmiş olmasıdır
Yoksulluk, pahalılık, liyakat yerine adam kayırma, basın üzerindeki baskılar, uyuşturucu, ahlaki çöküntü, cezaevlerinin doluluğu, cemaat ve tarikatların kuralsızlığı, ötekileştirme…
Tüm bu olumsuzluklar toplumsal adalet duygusunu zedeliyor!
Bugün geldiğimiz nokta; Umutsuzluk, karamsarlık, korku ve gelecek kaygısı topluma hakim olmuş, etkisini fazlasıyla hissettirmektedir!
Yoksulluk başını almış gidiyor…
Zengin daha zengin, fakir daha fakir olurken orta sınıf günden güne eriyip bitiyor!
Yaklaşık 5 milyon aile yardıma muhtaç şekilde yaşamını sürdürmeye çalışırken;
Emekli, dul ve yetim ağlayarak “geçinemiyoruz, açız” diye feryat ediyor!
Uyuşturucu kullanımı son 10 yılda 15 milyonu aşmış; her 6 kişiden birinin madde bağımlısı olduğu ileri sürülüyor!
Son 23 yılda cezaevi sayısı 403’e çıkarken; 61 bin olan mahkûm sayısının bugün 420 bine ulaştığı belirtiliyor.
704 yılla yargılanan “suç örgütü lideri” korumalarıyla ortalıkta dolaşırken; haber yaptığı için gazeteciler aylarca cezaevin de tutuluyor, sesleri kısılmaya çalışılıyor!
Sistem birçok alanda çürümeye terk edilirken; dik duruşu ile tanığımız, muhalefet partilerinden biri eleştiri getirse de bu düzeni iktidardan daha fazla savunup toz kondurmuyor!
Ana muhalefet ise sabah Silivri ile kalkıp iddianamelerle yatıyor.
Bunca sorun varken, bir yıldır tek gündemle oyalanıyor ve bu durum da iktidarın işine geliyor!
Etin yanından geçemeyen emekli ve dar gelirliler…
Menemene hasret kalan çocuklar…
Et ithal…
Pirinç, buğday, mercimek, nohut, fasulye… Hatta tereyağı bile ithal!
Çiftçi perişan…
İşçi perişan…
Emekli, dul, yetim, memur perişan…
Esnaf kaderine terk edilmiş, nasıl ayakta duracağı hesabı içerisinde!
Pazarın dağılmasını bekleyen dar gelirliler hayatta kalma mücadelesi verirken;
Ana muhalefet?
Mitinglerde iddianame anlatıyor…
Adeta avukat gibi savunma yapıyor!
Evine yumurta alamayan vatandaşa, çeyrek altın hesabı yapıyor!
“Seçim” diyor… “Hodri meydan” diyor…
Ama toplumun gerçek gündemine yeterince sahip çıkamıyor!
Bu ülke…
Bu coğrafya…
Bu kadar vergi toplanırken…
Bu tabloyu hak etmiyor!
Çözüm belli: Laiklik, demokrasi, milli birlik ve beraberlik, adalet...
CUMHURİYETİN FABRİKA AYARLARINA DÖNÜŞ!












