HABERDE ADIYAMAN
HV
18 NİSAN Cumartesi 13:02

Adıyaman Esnafı Üzerinde ‘Deli Dumrul’ Gölgesi Gazeteci Abdurrahman Akçal’ın Kaleminden

Perre Haber Ajansı İmtiyaz Sahibi Abdurrahman Akçal, kaleme aldığı yazıda Adıyaman çarşısındaki esnafın son dönemde artan maliye denetimleri nedeniyle yaşadığı sıkıntıları gündeme taşıdı. Depremin ardından hâlâ toparlanma mücadelesi veren esnafın yüksek cezalar ve denetim süreçlerindeki uygulamalar nedeniyle zor durumda kaldığını vurgulayan Akçal, denetimlerin gerekliliğine dikkat çekmekle birlikte uygulamadaki sertliğin ticareti olumsuz etkilediğini ifade etti. Yazıda ayrıca esnaf odaları ve ilgili kurumlara daha aktif rol alma çağrısı yaparken, deprem sonrası ayağa kalkmaya çalışan şehir ekonomisinin desteklenmesi gerektiğini belirti.

GÜNCEL
Giriş Tarihi : 13-03-2026 23:54   Güncelleme : 14-03-2026 00:22
Adıyaman Esnafı Üzerinde ‘Deli Dumrul’ Gölgesi 
Gazeteci Abdurrahman Akçal’ın Kaleminden

Perre Haber Ajansı İmtiyaz Sahibi Abdurrahman Akçal, Adıyaman çarşısında son günlerde esnaf arasında sıkça konuşulan maliye denetimleri ve kesilen cezalarla ilgili dikkat çeken bir köşe yazısı kaleme aldı.
Akçal, deprem sonrası ayakta kalma mücadelesi veren esnafın yaşadığı ekonomik sıkıntıları ve çarşıda oluşan tedirginliği “Deli Dumrul” benzetmesi üzerinden ele alarak yetkililere ve esnaf kurumlarına çağrıda bulunuyor.
Abdurrahman Akçal’ın kaleme aldığı o yazı:

Adıyaman esnafı üzerinde ‘Deli Dumrul’ gölgesi

Hafız, eski bir hikâye vardır ya… Hani köprüden geçenden de geçmeyenden de para alan Deli Dumrul’un hikâyesi. İnsan bazen o hikâyenin sadece masallarda kaldığını zanneder. Sonra bir sabah Adıyaman çarşısında dolaşır da esnafın yüzüne bakarsın… dersin ki, yok Hafız, bu hikâye galiba masal değilmiş...

Depremin üzerinden üç yıl geçti. Bu şehir hâlâ yaralarını sarmaya çalışıyor. Esnaf sabah kepengi açarken “Bugün siftah olur mu?” diye bakıyor. Çoğunun borcu var, çoğunun dükkânı depremden sonra yeniden kurulmuş, kimi konteynerden dükkâna geçmiş, kimi dükkânından konteynere düşmüş. Yani hâlâ ayakta kalma mücadelesi veriyor insanlar. Ama gel gör ki Hafız, tam da böyle bir zamanda Adıyaman esnafının başına yeni bir imtihan gelmiş: Maliye denetimleri.

Denetim dediğin şey devletin hakkıdır, ona kimse bir şey demez. Vergi devleti ayakta tutar, bunu da herkes bilir. Ama mesele denetim değil Hafız… mesele denetimin nasıl yapıldığı. Çünkü çarşıda konuşulanlara bakarsan, ortada klasik bir mali kontrol değil, esnafın deyimiyle adeta bir “cezalandırma seferberliği” var. Öyle ki bazı dükkânlarda memur içeri girince esnafın yüzü düşüyor; sanki müşteri değil, müfettiş girdi diye.

Son günlerde çarşıda anlatılan hikâyeler tuhaf Hafız. Özellikle cumartesi günleri… Sanki çarşıya bir denetim fırtınası iniyor. Memur geliyor, fişi alıyor, bakıyor… sonra birdenbire bir cümle: “Bu tutar az, buna ceza yazmamız lazım.” Bak sen şu işe Hafız. Mevzuatta böyle bir ölçü var mı yok mu, onu bilen yok ama sonuç ortada: 14 bin, 20 bin, 30 bin… bazen 42 bin liraya kadar çıkan cezalar. Bir esnafın bir aylık kârı, bir kalem darbesiyle buhar olup uçuyor.

Ama asıl hikâye burada bitmiyor. Çünkü işin bir de o meşhur “iyi niyet” kısmı var. Yoklama fişi imzalatılırken esnafa şöyle deniyormuş: “Şimdilik bunu imzalayın, merak etmeyin, sadece prosedür. Muhasebeciniz bakar, tebligat gelince uzlaşırsınız.” İnsan bu sözleri duyunca rahatlıyor tabii. Ama sonra aylar geçiyor, bir bakıyorsun tebligat gelmiş. Uzlaşma süresi geçmiş, itiraz süresi kaçmış. Ve o “göstermelik” denilen fiş, bir anda cebinden on binlerce lirayı alıp götüren bir hükme dönüşmüş.

Şimdi insan ister istemez soruyor Hafız: Bu şehirde ticaret zaten pamuk ipliğine bağlıyken, esnaf depremden sonra hâlâ toparlanmaya çalışıyorken… bu kadar sert, bu kadar ölçüsüz bir denetim anlayışı gerçekten kime ne kazandırıyor? Devletin vergi toplaması başka şeydir, esnafın üzerine kâbus gibi çökmek başka şey.

Bir de şu var Hafız… Bu şehirde esnafın odaları var, birlikleri var, ticaret odası var. İnsan ister istemez bakıyor etrafa ve soruyor: Bu “Deli Dumrul” hikâyesi yaşanırken bu odalar nerede? Esnaf aidatını yalnızca duvarda asılı bir tabela için mi ödüyor? Bu kurumların görevi tam da böyle zamanlarda üyelerinin arkasında durmak değil mi? Vergi dairesiyle, mülki amirlerle masaya oturup “Bir dakika, burada bir ölçü kaçıyor” demek değil mi?

Bak Hafız, mesele vergi değil. Vergi bu memleketin gerçeği. Ama vergi düzeninin de bir vicdanı olur. Deprem yaşamış, ticareti yarı yarıya düşmüş bir şehirde… masa başında yazılan, gerçeklikten kopuk cezalarla esnafı hizaya getirmeye çalışmak, olsa olsa yeni bir hikâye yazdırır: Deli Dumrul’un modern versiyonu.

Oysa bu şehir ayağa kalkmak istiyor Hafız. Esnaf dükkânını kapatıp gitmek istemiyor. İnsanlar hâlâ umutla kepenk açıyor. Ama kepengin arkasında şu korku büyüyorsa: “Bugün müşteri mi gelecek, memur mu?”… işte o zaman mesele sadece bir ceza meselesi olmaktan çıkar.

Yetkililer belki farkında değildir ama çarşıda dolaşan cümleler ağırdır Hafız. İnsanlar artık “Vergi geliyor” diye değil, “Başımıza bir iş mi açılacak?” diye tedirgin oluyor. Oysa devletin gücü korkudan değil, adaletten gelir.

Şimdi bir çağrı yapmak lazım Hafız. Bu şehirde ticaret zaten zor. Depremden yeni çıkan bir şehri ayağa kaldırmanın yolu, esnafın cebindeki son kuruşu çekip almak değil. Tam tersine, ticareti büyütmek, güven vermek, nefes aldırmak.

Çünkü esnafın dükkânı kapandığında sadece bir kepenk inmez Hafız… bir şehrin umudu da biraz daha kararır."

AdminAdmin

YORUMLAR